• fatma nur Özçelik

ÇOCUĞUNUZ SORUMLULUĞUNUN FARKINDA MI?

Çocuklarımızın ailede başlayıp okulla devam eden sosyalleşme sürecinde temel ve evrensel değerlerin kazanılması her geçen gün önemini artırmaktadır. Kendini ve isteklerini ifade edebilen, gereken durumlarda “hayır” diyebilen, hakkını savunabilen, görevlerinin ve sorumluluklarının farkında olan, kendine güvenen çocuklar yetiştirmek ise tüm anne babaların en büyük isteğidir. Bu bilincin oluşumunda en büyük rol, her basamakta olduğu gibi yine anne babalardadır. Aile içinde başlayan sorumluluk gelişimi, çocukların sosyalleşmesi ile birlikte girilen tüm ortamlarda devam eder. Sorumluluk bilinci genel olarak, kendimize ve çevremize karşı görev ve yükümlülükleri belirli bir zaman diliminde yerine getirme ve yapmakta olduğu bir davranışın olası sonuçlarına katlanmayı kapsar. Sorumluluk bilincini kazanmak, oldukça uzun bir süreç olmakla birlikte, özellikle küçük yaşlardan itibaren kazanılması gereken önemli bir değerdir. Elbette ki çocuklar sorumluluk duygusuyla doğmazlar ama erken çocukluk döneminde öğrenerek gelişir. Örneğin bir bebek dünyaya geldiği ilk andan itibaren çevresinde sezinlediği olaylardan etkilenir. Anne-babanın özenli yaklaşımları, bebeğin ihtiyaçlarına karşı gösterdikleri duyarlılıkları, bebeğin gereksinimlerini zamanında karşılamaları ile gelişmeye başlayan sorumluluk duygusu, ebeveynlerin çocuklarının yaşlarına uygun bazı görevleri vermesiyle de yerleşmeye başlar ve bir bilinç haline gelir. Sorumluluğu bir değer olarak çocuklara nasıl kazandırabiliriz?

  • İlk aşamada çocuğunuzun geliştirmesini istediğiniz davranışı belirleyecek ve bunu ona net bir mesaj ile ileteceksiniz. Bunu bir örnekle açıklayalım. Çocuğunuz okuldan her döndüğünde çantasını, ceketini ve ayakkabılarını kapının önünde yerlere atıp, tablet ya da televizyonun karşısına koşuyor. Bu dağınıklıktan çok sıkılıyorsunuz. Genellikle ona defalarca anlattığınız halde, “Birazdan yaparım” diyerek sizi oyalıyor ve en sonunda da akşama kadar bütün eşyaları hala kapının önünde duruyor ve sonunda istemeseniz de siz topluyorsunuz. Oysa ebeveyn olarak tam da bu noktada sorumluluk bilincini kazandırmak için yapacağınız ilk adım net ve anlaşılır bir şekilde ne beklediğinizi ona iletmektir. Başka bir deyişle, “Her gün okuldan döndükten sonra, paltonu dolaba asmanı, ayakkabılarını rafa kaldırmanı ve çantanı da odana götürmeni istiyorum” şeklinde açıklamanız gerekiyor. Bu mesajınız “Eşyalarını topla, Kapının önündekiler de ne?” ya da “Daha düzenli olman gerekiyor” şeklinde dolaylı ya da imalı ifadeler olmamalıdır.

  • İkinci aşama daha önceleri kullandığınız ama sonuç alamadığınız yanlış ve yıpratıcı iletişim şekillerini bir kenara bırakmaktır. Bunlardan en yaygın olarak kullanılanlar; bağırma azarlama, ikna etmeye çalışma, yalvarma, tehdit etme, akıl öğretecek şekilde sürekli konuşmaktır. İşe yaramadığını fark ettiğiniz bu yöntemler yerine ebeveynlerin kazandırmak istediği temel kuralları “aile toplantıları” yaparak çocuklarında söz sahibi olduğu, çözümün parçası olacağı kararların alınmasını sağlayarak alınan kararlara uymasını sağlayabilirsiniz.

  • Üçüncü aşama mesajınızı davranışlarınızla desteklemenizdir. Mesajınızı ilettikten sonra bunu yapmadığı takdirde sonucunun ne olacağını açıklamanız gerekir. Bunu ona bildirdikten sonra, mutlaka takip etmelisiniz. Yani söylediğiniz sözün arkasında durmalısınız. Bu durum çocuğunuzun direnmesine ve olumsuz tepkisine neden olabilir ancak siz kararlılığınızı sürdürmeli, öfkelenmeden sorumluluğu ona bırakmalısınız. Ancak bu yöntemden sonuç almak için öncelikle buna inanmak, daha sonra da kararlı, tutarlı ve sakin olmak gerekir.

Çocuklarımızın iki buçuk yaşından başlayarak döke saça çorbasını kendi başına içmesine fırsat vermek, oyuncaklarını toplamasını beklemek, yaşına göre sofra hazırlığı, araba temizliği, çiçek sulama, odasının, masasının tozunu alma, çamaşırları katlama gibi konularda onun yardımını beklemek gerekir. Bu tutum sorumluluk konusunda çocuklarımıza destekleyici ortamlar hazırlar. Böyle ortamlar çocuklarınızın kendine olan güvenini de arttıracaktır. Tam tersine korumacı yaklaşım, çocuklarınızın yapabileceklerini onların yerine yapmak, bağımsız bireyler olmalarını engeller. Bu aşamaları düzenledikten sonra çocuğunuzun sorumluluk duygusu kazanırken tutumlarınıza dikkat edin. · Çocuğunuza yaşına uygun sorumluluk verin, aşırı yük yüklemeyin. · Çocukların seçim yapmalarına izin verin. · Çocuğunuzun gösterdiği çabaya saygı duyun. · Değerlendirme yerine gördüğünüzü anlatın. · Haklı başarılarından dolayı çocuğunuzu takdir edin ancak aşırıya kaçmayın, çocuklar hak etmediklerini çabuk hissederler. · Onun adına düşünmek yerine kendi başına düşünmesini sağlayın. Sorunu çözmek yerine kendi sorununu çözmesine fırsat vermeniz çocuğunuzun sorumluluk duygusunu geliştirir. · Başkalarına çocuğunuzun başarılarından bahsederken çocuğunuzun da kulak misafiri olmasını sağlayın. · Çocuğunuzun sorumlu bir birey olarak yetişmesini istiyorsanız ona model olun. Sizi taklit ederek birçok davranışı edindiğini unutmayın. · Çocuğunuza olumsuz etiketlendirmelerden kaçının. “ Yaramaz, tembel, sorumsuz gibi.” · Mükemmellik beklemeyin, onların çocuk olduğunu hiçbir zaman unutmayın. · Yapmadıkları yerine yaptıklarını vurgulayın, dağınıklık karşısında söylenip kızmayın ÖZDENETİM İÇ DİSİPLİN-DIŞ DİSİPLİN Disiplin bireylerin içinde yaşadığı topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymalarını sağlamak amacıyla alınan önlemlerin tümü olarak tanımlanabilir. Biz, disiplini aile ve ev ortamımız için düşünürsek; disiplin o evin ve ailenin değer, düşünce ve davranışlarına uygun, yapılması ve yapılmaması gereken davranışları içeren bir önlem sistemi yani davranış düzenidir.

Disiplin kavramı zaman zaman değişik anlamlara gelebileceği gibi uygulanış biçimi sırasında yanlış tutumlar olumsuz sonuçlara da yol açabilir. Uygulama tarzına göre disiplini 2 bölümde inceleyebiliriz. Dış kontrollü disiplin ve iç kontrollü disiplin (özdenetim). Dış kontrollü disiplin; çocuğumuzun davranışlarını kontrol etmek ve istediğimizi yaptırabilmek amacıyla kızma, bağırma, azarlama, tehdit, sözle hor görme ve sevgiyi esirgeme gibi yöntemlerdir. Kısıtlayan-cezalandıran disiplin türünde, çocukları denetlemek için çaba harcanırken, öğreten, eğiten türdeki disiplinde onları etkilemek için çaba harcanır. Çocukları etkilemek ve denetlemek arasındaki farka dikkat etmek gerekir. İç kontrollü disiplin; yani özdenetim, kişinin bazı kuralları benimsemesi ve dış uyarılara gerek kalmadan bu kurallara kendi kendine uyması veya uygulamasıdır. Aslında çocuklarımızda varmak istediğimiz sonuç budur. Bu şekilde hem anne ve babalar sürekli ikaz ve kontrol rolünden kurtulur, hem de bu nedenle oluşabilecek sürtüşme ve sorunlar önlenmiş olur. Yapılan araştırmalar, kendi kendini disipline etmiş kişilerde denetim odağının kişinin içinde, başkalarının koyduğu disiplinde denetim odağının kişinin dışında olduğunu göstermiştir. Özdenetim eğitiminde, ilk temel yaklaşım çocuklarımıza ne yapıp ne yapmaması gerektiğini açıklamak, ona yol göstermektir. Ev içinde hareket etmeye başlayan çocuklarımız ne yapacağı ve nasıl hareket edeceği, yani evin kuralları hakkında açıklama, bilgi, eğitim almamışsa, haliyle yanlışlar yapacak bu nedenle ikaz edilecek veya cezalandırılacaktır. Çocuklarımız deneme yanılmalarla neyi yapıp yapmaması gerektiğini öğrenecek ama her zaman nedenini öğrenemeyecektir. Dr. A. Yörükoğlu bunu, “Bir ustanın çırağına sanatını öğretmesine” benzetir; “Usta çırağını işin kolayından başlayarak eğitir. Öğretimini onun gelişim hızına göre ayarlar. Yavaş yavaş sorumluluk verir. Başarısını destekler, yanlışını düzeltir. Nerede güveneceğini, nerede başında durup bekleyeceğini bilir. Ona yanılma payı bırakır. Toyluk yanılgılarını bağışlar. Beğenildiğini gören çırak da işine dört elle sarılır. Ustasına benzemek ve ona yetişmek için tüm yeteneğini ve çabasını ortaya koyar.” der. Evde disiplin sağlamak için salt otorite ve güç kullanmaya gerek yoktur. Bu konuda bilgili olmak, bilinçli hareket etmek, tutarlı davranmak ancak aynı zamanda da sabırlı ve hoşgörülü olarak çocuklarımızın karşısına geçeceğimize, onun safında olup onu desteklemek yeterlidir. Bu tür bir yaklaşımla özdenetim daha sağlıklı ve kalıcı bir şekilde elde edilir. Özdenetim (İç Disiplin) Nasıl Elde Edilir ? 1) Ev içindeki kurallar ve beklentiler katı ve değişmez değildir. Kurallar çocuğun yaşına, kişilik yapısına ve özel durumlara göre düşünülerek uygulanır. Kişilik yapısı: Bazı kurallar ve beklentiler çocuğun yapısı nedeniyle sorun haline gelebilir. Örneğin, bazı çocuklar daha heyecanlı bir yapıya sahiptir ve sabah okula giderken kahvaltı edemezler. Kural adına çocuğa zorla süt, yumurta gibi besinler yedirmek hem çocuğun yapısına göre ağır bir mideyle okula gitmesine, hem de anneyle sürtüşmesine neden olur. Örneğin 3 yaşında bir çocuğun yemeğini hiç üstüne dökmeden ve çok düzgün yemesi beklenemez. Bu nedenle çocuğa kızmak, onu azarlamak faydasız hatta zararlıdır. Buna karşılık 10 yaşında bir çocuğun temiz ve düzgün yemek yemesi beklenmesi gereken gerçekçi bir yaklaşımdır. Özel durum: Herkesin ihtiyaçları o günkü fizyolojik duruma göre değişir. Eğer hastalık geçiriyorsak veya o gün bir şeye üzülmüşsek her zamankine göre farklı bir tutum içinde olabiliriz. Aynı durum çocuklarımız için de geçerlidir. Bu gibi durumlarda daha toleranslı olmak gerekir. 2) Çocuklarımıza kuralların nedenini açıklamalıyız. 3 yaşına kadar çocuklara “ bu böyle yapılır” veya “bu böyle yapılmaz” diyerek fazla açıklama yapmadan bazı davranışları yaptırmak daha kolaydır. Ancak 3-4 yaşından itibaren her şeyin nedenini öğrenmek isterler. Örneğin, bütün çocukların kola içmeye bayıldığını fakat kolanın sağlığa zararlarından bahsedersek ve belirli günlerde, pazar günleri ve arkadaş davetlerinde içebileceğini belirtirsek, çocuklar kural uygulayıcısının karşısında olmayıp, onun safına geçerek kuralı daha kolay benimseyebilirler. 3) Beklenen davranışları çocuklarımıza açıklamalıyız. Şöyle yap böyle yapma yerine somut, açık, net bir anlatımla hangi davranışın ne zaman beklendiği uygun bir dille anlatılmalı, öğretilmelidir. Örneğin, “Ayhan, yatarken önce pijamanı giyip dişlerini fırçalarsın. Ben de sana iyi geceler demeye geleceğim.” gibi bir davranış açıklaması da Ayhan’dan yatma zamanında ne gibi davranışlar beklediğimizi anlatır. Çocukları yanlış bir davranışta bulurken yakalamak yerine (neden hala yatmadın?) çocuğa iyi davranma şansı tanımak daha etkili ve kalıcıdır. Ayrıca açıklama alan çocuk kendini değerli hisseder ve aile büyüğü ile daha kolay işbirliğine girer. 4) Çocuklarımıza kuralların uygulanmasında aktif rol ve sorumluluk vermeliyiz. Örneğin, Selim’in sabah kalkmaları sorun haline gelmişti. Bir türlü yataktan çıkamıyor, annesi birkaç kez çağırmadan kalkmıyordu. Sonunda beraberce bu soruna bir çare düşünürler ve Selim çalar saatle kalkan bir arkadaşı gibi yanına çalar saat ister. Çalar saat çaldığında Selim kalkacak ve anne “Hadi Selim!” demekten kurtulacaktır. Gerçekten de çalar saat sistemi ile Selim daha kolay kalkmaya başlamış, anne de dış uyarıcı rolünden kurtulmuştur. 5) Çocuklarımızın beklenir davranışlarını (veya ona yakın olanlar) ve çabasını takdir ederek pekiştirmeliyiz. Örneğin “Sabahları “Hadi Selim!” demeden kendin kalkıp hazırlanman beni çok rahatlatıyor, devamlı peşinden koşmuyorum, daha az sinirleniyorum.” “Aferin, odanı çok güzel toplamışsın. Doğrusu çok memnun oldum.” gibi. “Her birimiz Her şey için ve herkese karşı sorumluyuz.” Dostoyevski


13 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör